Çanakkale Ruhunu Yansıtan Kınalı Ali’nin
Hüzünlü Hikâyesi
Tarihi
Gelibolu yarımadasında ülkemizin geleceği inşa eden binlerce kahraman biri olan
Tokat'lı Kınalı Ali'nin hikayesi...
Çanakkale zaferi, normalde 2 saat
içerisinde fetih edileceği düşünülen bir ülkenin, tüm yokluk ve
imkânsızlıklara rağmen milletimizin vatan, bayrak ve milli mukaddesat etrafında
genç yaşlı, kadın erkek, çoluk çocuk birleşerek kanının son damlasına
kadar yedi düvele karşı savaşarak kazandığı bir destanın adıdır. Gelincik
adıyla bilinen kan çiçekleri ile kaplı tarihi Gelibolu yarımadasında ülkemizin
geleceği inşa eden binlerce kahraman ecdadımızı rahmet ve minnetle anarken
onlardan biri Tokat'lı Kınalı Ali'nin hikayesini sizlerle...
Çanakkale
zaferi normalde 2 saat içerisinde fetih edileceği düşünülen bir ülkenin, tüm
yokluk ve imkânsızlıklara rağmen milletimizin vatan, bayrak ve milli mukaddesat
etrafında genç yaşlı, kadın erkek, çoluk çocuk birleşerek kanının son damlasına
kadar yedi düvele karşı savaşarak kazandığı, tarihe altın harflerle nakşedilen
zaferin adıdır.
Gelincik
adıyla bilinen kan çiçekleri ile kaplı tarihi Gelibolu yarımadasında ülkemizin
geleceği inşa eden binlerce kahraman ecdadımızı rahmet ve minnetle anarken
onlardan biri de 17 yaşında Çanakkale savaşlarında annesi tarafından vatana
kurban olsun diye saçına kına yakılarak gönderilen Tokat'lı
Kınalı Ali'dir.
M.S.B.'nın
beş ciltlik "Şehitlerimiz" isimli yayınında 4. Kolordu, 11.
Fırka, 126. Alay, 1. Tabur, 4. Bölük'te Er olarak görevde iken 22.02.1915
tarihinde Seddülbahir'de şehit olan Hüseyin oğlu Ali'nin namı diğer
Tokat'lı Kınalı Ali'nin hikayesi şöyledir;
"Üsteğmen Faruk,
cepheye yeni gelen askerleri denetlerken, bir yandan da onlarla sohbet
ediyor, "Nerelisin?" gibi sorular soruyordu. Gözleri bir
ara, saçının ortası sararmış bir delikanlıya takıldı.. Yanına çağırdı ve
merakla sordu:
"Adın ne senin
evladım?"
"Ali, komutanım."
"Nerelisin?"
"Tokatlıyım, komutanım, Tokat'ın Zile kazasındanım..."
"Peki evladım, bu kafanın hali ne? Saçlarının ortası neden kırmızı boyalı
böyle?"
"Cepheye gelmeden önce, anam saçıma kına yaktı komutanım. Neden yaktığını
da bilmiyorum."
"Peki" dedi
üsteğmen. "Gidebilirisin Kınalı Ali." O günden
sonra Ali'nin adı, Kınalı Ali oldu. Cephede tüm arkadaşları Kınalı Ali demekle
yetinmiyor, saçındaki kınayı da alay konusu yapıyorlardı. Kınalı Ali,
arkadaşlarına karşı sevecen ve dürüst tutumu sayesinde, kısa sürede hepsinin
sevgisini kazandı.
Bir
gün memleketine mektup göndermek için arkadaşlarından yardım istedi. "Anama,
babama burada iyi olduğumu bildirmek istiyorum. Ama okumam yazmam yok. Biriniz
yardım edebilir misiniz?" Biri değil, birçok arkadaşı yardıma
geldi. "Sen söyle biz yazalım" dediler. Kınalı Ali söylüyor,
bir arkadaşı yazıyor, diğeri de söylenenlerin doğru yazılıp yazılmadığını
denetliyordu.
"Sevgili
anacığım, babacığım hasretle ellerinizden öperim. Ben burada çok iyiyim, beni
sakın merak etmeyin." Kız kardeşini, kendinden küçük erkek kardeşinin
sağlığını ve hatırını sorduktan sonra, köydeki herkesin burnunda tüttüğünü ve
kimsenin kendisini merak etmemesini söyledikten sonra, "Biz burada
var oldukça bilesiniz ki düşman bir adım bile ilerleyemeyecektir" cümlesi
ile bitiriyordu. Tam zarf kapatılırken, Ali, "İki üç satır daha
ekleteceğini" söyleyerek, mektubun sonuna şunları yazdırdı: "Anacığım,
beni buraya gönderirken kafama kına yaktın ama, burada komutanlarım da,
arkadaşlarım da benle hep dalga geçiyorlar. Cepheye gitmek sırası yakında
inşallah kardeşim Ahmet'e gelecek, Onu gönderirken sakın kına yakma saçına.
Burda onunla da dalga geçmesinler. Tekrar ellerinden öperim
anacığım."
Gelibolu'da savaş
giderek şiddetleniyordu. İngilizler, kesin sonuç almak için tüm güçleriyle
yükleniyorlardı. Cephede savaşan askerlerimiz önceleri birer, birer, sonraları
beşer, beşer, onar, onar şehit oluyorlardı. Gelibolu düşmek
üzereydi. Kınalı Ali'nin komutanı, bu durum karşısında
çaresizdi. Kendi bölüğü henüz sıcak temasa hazır değildi. Genç erlerine
insan bedeninin süngü ve mermilerle orak gibi biçildiği bu cepheye göndermek
zorunda kalmaması için Allah'a dua ediyordu. Komutanlarını düşünceli ve
sıkıntılı gören Kınalı Ali ve arkadaşları, komutanlarına gidip,
ondan kendilerini cepheye göndermesini istediler. Askerlerinin ısrarları
üzerine komutanları daha fazla direnemedi ve ölüme gönderdiğini bile, bile bu
isteklerini kabul etmek zorunda kaldı. Kınalı Ali ve arkadaşları,
sevinç çığlıkları atarak cepheye, bile bile ölüme gidiyorlardı. O gün güle
oynaya Gelibolu cephesinde ölümle buluşacakları yere koşan Kınalı Ali'nin
bölüğünden tek kişi geri dönmedi. Gidenlerin tümü şehit olmuştu.
Bu
olaydan kısa bir süre sonra Kınalı Ali'ye anne, babasından mektup
geldi. Onun yerine komutanı aldı mektubu ve buruk bir ifade ile okumaya
başladı. Cepheye gitmeden önce arkadaşlarına yazdırdığı mektubuna aile adına
babası yanıt veriyordu.
"Oğlum Ali,
nasılsın, iyi misin? Gözlerinden öperim, selam ederim. Öküzü sattık, parasının
yarısını sana gönderiyoruz, yarısını da yakında cepheye gidecek küçük
kardeşine veriyoruz. Şimdi öküzün yerine tarlayı ben sürüyorum. Fazla
yorulmuyorum da. Sen sakın bizi düşünme." Babası mektupta köydeki
herkesten akrabalarından haberler verdikten sonra "şimdi ananın sana
diyeceği var" diyerek sözü ona bırakıyordu.
Mektubun
bundan sonraki bölümü Kınalı Ali'nin anasının ağzından yazılmıştı,
şöyle diyordu anası: "Oğlum Ali, yazmışsın ki, kafamdaki kınayla
dalga geçtiler. Kardeşime de yakma demişsin. Kardeşine de yaktım.
Komutanlarına ve arkadaşlarına söyle senle dalga geçmesinler. Bizde üç işe kına
yakarlar;
1- Gelinlik kıza. Gitsin ailesine, çocuklarına kurban olsun diye.
2- Kurbanlık koça. Allah'a kurban olsun
diye.
3- Askere giden yiğitlerimize. Vatana kurban
olsun diye. Gözlerinden öper, selam ederim. Allah'a emanet olun..” diyerek
mektup son buluyordu."
Ruhları
için el-Fatiha…
Yorumlar
Yorum Gönder