Günlerdir ufukta beyaz bir örtüden başka bir şey gözükmüyordu. Kara kış şiddetine artırmış, rüzgârda olağanca gücüyle ona eşlik ediyordu. Ateşin yanı başında bulunan posta kıvrılmış ısınmaya çalışıyordum. Rüzgârın uğultusu kulaklarıma bir ninni gibi geliyor, gözlerim derin bir uykuya dalıyordu.
Ölçülemeyen bir zaman sonra tüm semayı kaplayan bir sesi takip ederken buldum kendimi. Durmaksızın yağan kara ve şiddetli fırtınaya aldırmadan yürüyordum. Okyanusları andıran bir beyazlığın içinde yürürken birden kendimi dört yanı dağlarla çevrili yemyeşil bir ovanın içinde buldum. Burası sanki bambaşka bir yerdi. Kuşlar ötüşüyor ırmaklar gürül gürül akıyordu.
Gözlerimi az ileriye çevirince karşımda Deli Ozan’ı gördüm. “ Hoş geldin evlat. Toya başlamak için seni bekliyorduk “ dedi.
Hızlı adımlarla yürüyen Deli Ozan’ı takip ederek, Toy’un kurulduğu alana geldik. Toy alanın ortasında büyükçe bir ateş yanıyordu. Ateşin başına halka şeklinde dizilmiş dört post bulunuyordu. İlk posta Deli Ozan oturdu. Onu takiben Ozan Kan Turalı ve Ozan Kül Tarkan oturdu. Deli Ozan son postu işaret ederek, oturmamı söyledi.
Deli Ozan birden ayağa kalkarak gür sesiyle;
“Ey tanrının kut verdiği Türk beyleri
Ey tanrının yurt verdiği Türk beyleri
Ey tanrının soy verdiği Türk beyleri
Ey tanrının fetih verdiği Türk beyleri
Hakanlar Hakanı Alp Er Tunga’ya selam durun… “ dedi.
O an herkes bir den ayağa kalkarak; güneşin doğduğu yönden gelen çift leopar postlu heybetli adama baktı. Alp Er Tunga heybetli adımlarla tahtına doğru yürürken gökte güneş, yerde dağlar onu selamlıyordu.
Alp Er Tunga tahtına oturunca tüm Türk beyleri onu selamladı. Kimler yoktu ki? Hun İmparatorları, Göktürk Kağanları, Oğuz Beyleri, Yabgular, Tiğinler ve daha nice devlet kurmuş Türk beyleri toyda yerini almıştı.
Davulların çalmasıyla toy büyük bir coşku ile başlamıştı. Aşlar yeniyor, kımızlar içiliyor ve eski günler yâd ediliyordu. Toy’da Alp Er Tunga’nın hemen sağında oturan genç delikanlı herkesin dikkatini çekmişti. Onun tahtı da Alp Er Tunga kadar büyük ve gösterişliydi. Alp Er Tunga bile ona ayrı bir izzet ve ikramda bulunuyordu.
Bozkırın gördüğü en közü kara alp olan Kül Tigin bile onu kıskanmış olmalı ki yerinden kalkarak, yanımıza kadar geldi. Ayağa kalkıp diz vurarak onu saygıyla selamladık. Kül Tigin, Alp Er Tunga’nın sağında oturan yiğidi işaret ederek; “kimdir bu yiğit” dedi. Deli Ozan;” o, doğunun ve batının sultanıdır. Kostantiniyye fatihidir. Kendisi büyük bir han ordusu da yüce bir ordudur” dedi.
Elli bin kişilik Çin ordusuna gözünü kırpmadan dalan Kül Tigin “Konstantiniyye Fatihi” lafını duyunca birden rengi sararmıştı. Şaşkınlığını üstünden atan Kül Tigin kılıcını kınından çıkarak yere diz vurdu ve “o büyük Han’a selam olsun keşke onun ordusunda bir çeri olabilseydim” dedi.
Zaman Orhun Nehri gibi akmıştı. Akşamın hükmü çökerken güneş son kez Türk beylerine selam veriyordu.
Deli Ozan kopuzun tellerine vurmaya başlayınca toy alanında derin bir sessizlik oldu. Herkes pür dikkat onun nağmelerine kulak veriyordu.
Bir süre kopuzu çaldıktan sonra Deli Ozan’ın dilinden ilk nağmeler döküldü:
Deli Ozan:
Atlarımızın nalları Roma’yı inletecek
Çin seddine Türk sancağı dikilecek
Türk illerinde esaret bir bir bitecek
Demir dağı eriten Türkleriz biz
Başaklarımız Tuna’da boy verecek
Asenalarımız buduna soy verecek
Turan ordusu zulme son verecek
Demir dağı eriten Türkleriz biz
Ozan Kan Turalı:
Mete ile selam durduk
Kültigin ile diz vurduk
Selçuk ile devlet kurduk
Bin bir başlı kartalım ben
Der Ozan Kan Turalı
Ötüken’e otağ kuralı
Ok ile yağıları vuralı
Bin bir başlı kartalım ben
Ozan Kül Tarkan:
Sıra sıra dizilir taşlar
Hep birlikte yenilir aşlar
Demir dağı ateşle eriteli
Türk’ün önünde eğilir başlar
Çift başlı kurt ulusun
Çakalların soyu kurusun
Yetmedi mi bu esaret
Kürşad’ın narası duyulsun
Ozan Mevlidi:
Altay dağı ses ver
Kopuzuma esin ver
Ozan mevlidi söyler
Tüm acuna haber ver
Ozanlar dile gelsin
Ulular izin versin
Vur kopuz’un teline
Sözün sineyi delsin
Selam olsun Kutluk’a
Otağ dikin yurtluk’a
Köktürkler dirildi
Son verin kulluk’a
…
Toy alanında büyük bir alkış tufanı kopmuştu. Türk begleri elleri patlarcasına ozanları alkışlıyordu. Ayağa kalkıp hepsini selamladıktan sonra atam Fatih Sultan Mehmet Han’ı işaret ederek;
Topraktan yükselir kan kokusu
Usları esir almış Türk korkusu
Gelmez olmuş yağıların uykusu
Allah der vurur Fatih’in ordusu
Buyruk verdi: “çeriler yürütülsün”
Surlar şahi toplarıyla dövülsün
Gemiler gece karadan sürülsün
Allah der vurur Fatih’in ordusu
Sonra bir dörtlük de Deli Ozan ekledi:
Tan vakti güneş doğarken
Bozkurtlar bir bir ölürken
“Bir ölür bin diriliriz” dedi bir ses
Kürşad atam uçmağa yürürken
…
Vakit epeyce ilerlemiş neredeyse tan yeri ağaracaktı. Hakanlar, Hanlar, Kağanlar ve Tiginler çoktan toy yerinden ayrılmıştı. Hatta Deli Ozan, Ozan Kan Turalı ve Ozan Kül Tarkan’da uçmağa dönme vakitlerinin geldiğini söyleyerek, gitmişti. Geriye ben ve ne uçmağda ne de tamuda kendine yer bulamayan âşıkların ruhları kalmıştı.
Kopuzun teline bu sefer de onlar için vurdum:
Ötüken iline gidemedim
Sürmeli yâri göremedim
Niçe betik yazdım amma
Hiç birini gönderemedim
Ozan Mevlidi sorarım
Bu kalemi boşa yorarım
Yar bana mekan sormuş
Acunda bir konar bir göçerim
…
Pınar başına bir güzel inmiş
Fistanı ipekten dikilmiş
Zülüflerin teli tane tane dizilmiş
Gözleri elalı, sevdası belalı yar
Kalemim kırık kopuzum asılı
Ezelden beri kaderim sana yazılı
Sineme şerha şerha aşkın kazılı
Gözleri elalı, sevdası belalı yar
Esir oldum gözlerinin bendine
Bağlandım aşkının kemendine
Koyamadım kimseyi yerine
Gözleri elalı, sevdası belalı yar
…
Ozan Mevlidi yeter söz söyleme
Yüreğimiz yanar volkan eyleme
Âşık olmayan ne bilsin halimizi
Sen sen ol cahili dinleme
Yazar: Alp Er Tarık
Not: Bu yazının tüm hakları https://mevlidi.blogspot.com aittir. Tamamının veya bir kısmının izinsiz kullanılması yasaktır.
Görüş ve önerileriniz için;
Twitter: Alp Er Tarık
Facebook: KatreDergisi
Yorumlar
Yorum Gönder